İlk bilgisayarım : 11 eylül 2002

Öncelikle merhaba, sıkılmadan okuyacağınız bir yazı olmasını diliyorum. Bilgisayara olan merakım ilkokulda iken başlamıştı. Her çocuğun belki de bu merakı vardı. Bende o çocuklardan birisiydim. Hatta hiç unutmam, küçükken bana ve abime “Büyüyünce ne olacaksın?” diye soranlara önce abim cevap verir, sonra ben cevap verirdim. Abimin verdiği cevap şaşmazdı. “Bilgisayar Mühendisi”. Sanki ikimizde aynı mesleği söylesek günah işleyecek gibi, asıl vermek istediğim cevap olan “bilgisayar mühendisi”ni değiştirip polis yapardım. Bunu unutmayalım.

Yıllar ilerledikçe, ilkokulda tanıştığım bilgisayarda birşeyleri öğrenmeye çalışıyordum. Ama sınıfımız malum zengin çocuklarla doluydu 🙂 bu da onları 1-0 öne geçiriyordu. Evlerinde bilgisayarı olan çocuklar, rahatlıkla oyun oynayabiliyordu. Ben ne yapıyorum? Sadece klavyede ismimde geçen harfleri bulmakla, onları sıralamakla, ismimi nasıl hızlı yazarım? geçiriyordum. 🙂 bu da bi köşede dursun. Hatta disketlerle başlayan veri taşıma, veriyi kaydetme, veriyi okuma işini sevmiş, bununla daha fazla ne yapılabilir sorusuna cevap aramaya başlamıştım. İlkokulda bize ders veren bir öğretmenimiz vardı: “Umut kıran” . Adam bilgisayar mühendisi idi, ancak o zamanda bu ücretli öğretmenlik olduğu için bizim okulda bize ders veriyordu. Adamın boş derslerinde sınıf arkadaşım birol ile birlikte boş dersteki bilgisayarlara geçip gerek ödev, gerekse internette araştırma felan yapıyorduk. Hatta öyle ki, okul gazetesi için hazırladığım soru cevapları, bulmacaları felan o boş derslerde hazırlamıştım. Aslında şimdi düşünüyorum da biraz hamallıktı. Sabahçı idim, öğleden sonra 3. ve 4. derslerde bilgisayar laboratuvarı boş olduğu için, o saate kadar kalıp ( o sırada kütüphaneye gidip ödevlerimi felan yapıyordum – bak hatırladım :)) boş derste te bilgisayarda oyun oyna, ödev hazırla, yap işte birşeyler. Ne olursa, sadece bilgisayar olsun yeter. Umut hoca, bir gün derste herkese birşeyler soruyordu, klavyedeki tuşlar felan, Ulen tab tuşunu bana sordu, gidip ilkime space tuşunu soruyor, bana tab tuşu. Bilememiştim. Gözde sağolsun hemen bana tüyo verip doğru şeyi söylememi sağladı. “Sekme ve geçiş tuşu” 🙂 çok hoş.
Bu derslerle ilgili hatırladığım şeyleri yazmaya çalışsam, okumaya sizin, yazmaya benim de zamanım ve gücüm yetmez. Neyse devam edelim.

İlkokul bitti, bir bilgisayarım yoktu. Her hıdrellezde dilediğim dilek bilgisayardı. Sadece bilgisayar. Hatta, çocukken tuttuğum günlük. Bi sn, burada olacak 🙂 Hemen fotosunu koyayım. Burada bilgisayarım olunca gireceğim websiteleri yer alıyordu. Alt kısımda, günlük defterin baş sayfası yer alıyor. Ve bu defterde 2 defa baktım ancak bulamadım. Ama bir yere yazdığımdan emindim. Ve ilk sayfada allahtan Ekim 25’e bak demişim. Bu sayede bulabildim. Gireceğim web siteleri sırasıyla yer alıyordu. Hatta türkçe karakter bile var web sitelerinde. O zamanlarda websitelerinde türkçe karakter kullanmak imkansızdı.

Hatta, hiç unutmam internet haftası etkinliği vardı. Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü arka bahçesinde, sırasıyla insanlar internete giriyordu. Para ödemeden ve bizde arkadaşlarla birlikte gider, web sayfalarını tarardık. 🙂 ne günlerdi ya. Hatırlıyorum. Kadının biri tuvalete gitmiş, bende bilgisayarı boş görünce oturdum birşeyler yapıyorum. Kadın wordte yazılar yazmış bende mouse ile seçili hale getirmişim. Kadın geldi, “burada ben oturuyordum” dedi. Tamam abla, deyip çekildim. “Az kalsın hepsini silecekmişsin” dedi. Ulen şimdiki aklım olsa, ctrl+z yaparsın derdim de…

Bir keresinde, ailecek üçyol tarafındaki akraba ziyaretine giderken, otobüsten görmüştüm O tabelayı. “Günde 1 TL ye bilgisayar” ben parayı günümüz fiyatına çevirdim ama şimdi de hemen hemen aynı fiyattır ya. Babama demiştim. Baba alalım. almamıştı. Çocuk aklı işte. Şu an bile bir bilgisayar toplasan -ki bu minimum 2500 Tl olur.- 2500 TL = 2500 gün yapar. o da tahmini 7 yıl. dile kolay, 7 yıl taksit ödersin ya 😀 iyi ki almamış.

Liseye geçmiştim. Hazırlık sınıfında yine bilgisayarım yoktu. Artık hıdrellezlerde ateş üstünden atlamamaya, dilek tutmamaya başlamıştım. Nasıl olsa kabul olmuyordu. Kim bilirdi ki, o zamanlarda kabul olmayan dualar misli ile geri dönecek. !

Abimle, biriktirdiğimiz harçlıkları, internet kafede harcamayı çok severdik. Hatta yeni bir furya başlamıştı. Halflife, Age of empires, fifa 99, fifa 2000 gibi oyunlarla bilgisayar daha cazip gelmeye başlamıştı. Ama yine de evde bir bilgisayarımız yoktu.

Sene 2001, internet kafedeyiz, soner abi vardı. Düzgün elemandı, internet kafenin sahibisiydi. 🙂 şimdi kim bilir nerelerde? Osmangazi otobüslerinin geçiş güzergahında olan internet kafesine paramız oldukça gider, halflife, counter oynardık. Hatta mahalleden elemanlarla bile toplu bir şekilde gittiğimiz olurdu. İnternet kafeler o zamanın kuyumcusu gibiydiler. paso para basıyordu anasını satim. 11 eylül 2001 saldırısı olmuştu. İkiz kulelere uçakla dalıp, binaları yıkmışlardı. Bildiğin terör saldırısıydı. Ancak o zamanlarda bizim amacımız sadece süremiz bitmesin, biraz daha fazla oynayalımdı. O gün parayla açtırdığımız süre dolunca eve gelmiştik. Gene ikiz kuleler Tv’de, gazetede, her yerde idi. Ertesi gün okulda da konuşuluyordu.

Sene 2002, 10 eylül 2002 gününü (salı günü) iple çekmiştik. Çünkü aldığımız bilgisayar eve gelecek, ve kurulacaktı. Masası bile yoktu. Ama olsundu. O bilgisayarı hiç unutmam. 128 Mb ekran kartı, 512 mb ram, 40 gb hdd, 1.7 GHz celeron işlemci. Daha ne olsun be. Tüm oyunları oynatıyordu. Hatta kurulduğu akşam başından bile kalkmadan oynuyorduk. Hatta abimle, paylaşma şeklimiz internet kafedeki gibiydi. 1 saat o, 1 saat ben. Süre dolunca da “kalk hadi sıra bende” kavgasına tutuşuyorduk. 🙂 hey gidi günler hey.

Abimin eli hızlı idi. Biliyordu bilgisayarı, hatta ilk geldiği gün, “hadi gel wordte yazı yarışması yapalım” demişti. 🙂 tamam deyip kabul etmiştim ama, beni yenmişti. Ne bileyim ben, tuşların yeri nerde? Öğrendim sonrasında, hızlanmıştım. Burası da dursun.

bilgisayarbilgisayarLisede, bölüm seçilecekti, hazırlık sonuna doğru. Baktım ki, sayısal bölüm var, dedim hünkar seç. Sayısal zekam olduğumu, ilkokulda girdiğim ortak sınavlarda öğrenmiştim. Matematikte sonuç tekti. Ama sözelde, birden fazla. Sayısal olması bu sebeple iyiydi. Bilgi İşlem bölümü de sayısal olunca, yapıştırdık. Sonra bi baktım ki, bilgisayar dersleri yoğunlukta, program öğreniyoruz, kodlama öğreniyoruz, yeni yeni programlar öğrenip evde deniyoruz derken Lisenin sonuna gelmişiz. Hatta, Noyan ve Burak’a buradan selam olsun. Lise 2 de iken, Liseler arası websitesi yarışmasına katılmayı önerdiğimde “oraya kimler kimler katılıyor, biliyormusun, bizi orada harcarlar” demişti. Ama lise 3’te bu 2 arkadaşım katılmıştı 🙂 Ne manidar. Ulen insan bi sorar. Neyse, onlarda kazanamamıştı sanırım. Ancak burak, web işleri ile ilgilenmeye devam etti. Şimdi haber alamıyorum. Noyan da Teknoloji ile alakalı bir işte çalışıyor. Lise3’e geçtiğimde, artık gelecek kaygıları başlamıştı. Hangi bölüme gideceğim, 2 yıllık bilgisayar programcılığı mı? yoksa 4 yıllık bilgisayar öğretmenliği mi?

Bilgisayar öğretmenliği için 1 sene daha hazırlanmam gerekti. Klavyem hızlandı, öğrendiğim programlar arttı. Üniversitede Bilgi İşlemde çalışmaya başlayıp daha fazla bilgisayar bilgisine sahip olmuştu. Sağolsun, öğretmenlerim, bilgi işlemdeki memur abilerim de öğrettiler bir hayli şey. Can hoca ve Gürkan hoca. Es geçmek ne mümkün. Hatta, Teknik servisle başlayan part time öğrencilik, web kısmında çalışmayla devam etmişti. 🙂 Bu da hoşuma gidiyordu. Bir gün hiç unutmam, bi web sitesi tasarlanacaktı. Seçtiğim tasarımın renkleri sarı ve yeşilden oluşuyordu. Bizim hoca da demez mi, bir de şu renkten koyda tam olsun felan. O zamanlar anlamamıştım. Neyse. Öğrettikleri bilgiler içinse ayrıca teşekkürler.

Üniversiteyi bitirip atanamadım. Bilgisayar öğretmeni ünvanım vardı ancak işim yoktu. Ücretli öğretmenlikle,  öğretmenliğe başlayıp sonrasında, memurluğa atandım. Adliye memurluğunu bilirsiniz. Yaz kızım, aman yaz oğlum. Ben o sözleri duymasamda, bir işim vardı. Görevde yükselme sınavıyla, teknisyenliğe geçiş yaptım. Güzel oldu mu? Kısmen. Belki bu ünvanla daha fazla yükselebilirim kim bilir?

Şimdi bakıyorum da, çocukken abisi “bilgisayar mühendisi olucam” diye mesleği farklı söyleyen ben, bilgisayar öğretmeni, aynı zamanda DGS ile bilgisayar mühendisliği kovalayan birisi oldum. Hatta abisi ile hızlı yazma yarışmasına girip kaybeden ben, 4000 kişinin katıldığı uygulama sınavından başarılı bir şekilde çıkmıştım. Web kısmından koptum. İşlerim biraz daha teknik oldu. Ama yapacak birşey yok. Daima bilgisayarlarla içiçeyim. O hıdrellezlerde ettiğim dualar sanırım çokça kabul oldu. Şu an odama bakıyorum da, 1 tane masaüstü bilgisayar 2 kasa, 1 laptop, 1 minibook olmak üzere evde 5 bilgisayar var. Tabi bir kaçı işe yaramaz o da ayrı mesela. 🙂

İlk bilgisayarımı anlatacaktım Konu nerelere geldi. Keşke bilgisayarlarımın fotoğrafları olsaydı da, sizlere sunabilseydim. 🙂

Acer 5105 WLMi ( 2007 – 2013 ) Sonrasında sattım 300 Tl ye 🙁 aldığım fiyat herhalde 1200 Tl felandı.

Acer V3 571G (2013 – 2019 ) Halen duruyor. Ama sanırım satmıcam. Aldığım fiyat o zamanlar 1700 Tl idi. 🙂

Ve bu da son bilgisayarım… üzerinde ekran kartı olmadan 2686 Tl –

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir